Loading...
Language: Turkish
اَللَّهُمَّ اقْسِمْ لَنَا مِنْ خَشْيَتِكَ مَا يَحُولُ بَيْنَنَا وَبَيْنَ مَعَاصِيْكَ وَمِنْ طَاعَتِكَ مَا تُبَلِّغُنَا بِهِ جَنَّتَكَ وَمِنَ الْيَقِيْنِ مَا تُهَوِّنُ بِهِ عَلَيْنَا مُصِيْبَاتِ الدُّنْيَا وَمَتِّعْنَا بِأَسْمَاعِنَا وَأَبْصَارِنَا وَقُوَّتِنَا مَا أَحْيَيْتَنَا وَاجْعَلْهُ الْوَارِثَ مِنَّا وَاجْعَلْ ثَأْرَنَا عَلَى مَنْ ظَلَمَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى مَنْ عَادَانَا وَلَا تَجْعَلْ مُصِيْبَتَنَا فِي دِيْنِنَا وَلَا تَجْعَلِ الدُّنْيَا أَكْبَرَ هَمِّنَا وَلَا مَبْلَغَ عِلْمِنَا وَلَا تُسَلِّطْ عَلَيْنَا مَنْ لَا يَرْحَمُنَا
Allâhümmaksim lenâ min haşyetike mâ yehûlü beynenâ ve beyne ma'âsîke, ve min tâatike mâ tübellığunâ bihî cenneteke, ve minel-yakîni mâ tühevvinü bihî aleynâ musîbeted-dünyâ, ve metti'nâ bi-esmâ'inâ ve absârinâ ve kuvvetinâ mâ ahyeytenâ, vec'alhül-vârisi minnâ, vec'al se'renâ alâ men zalemena, vensurnâ alâ men âdânâ, ve lâ tec'al musîbetenâ fî dîninâ, ve lâ tec'alid-dünyâ ekbere hâmminâ ve lâ mebleğa ilminâ, ve lâ tüsallit aleynâ men lâ yerhamenâ
Allâhım! Bize, bizimle günahlar arasına giren böyle bir korku nasip et; cennetine ulaştıracak böyle bir itaat ver; dünyanın musibetlerini bize kolaylaştıracak böyle bir yakîn ihsan et. Allâhım! Bizi sağ bıraktığın müddetçe kulaklarımızdan, gözlerimizden ve gücümüzden yararlandır; bunları bizden sonraki nesle miras bırak. Zulmedenlere karşı öcümüzü al, bize düşman olanlara karşı bize yardım et. Musibetimizi dinimizde kılma, dünyayı en büyük kaygımız ve bilgimizin son sınırı yapma; bize merhamet etmeyenleri üzerimize musallat etme. Abdullah ibn Ömer (r.a.) şöyle dedi: Peygamber (ﷺ) meclisten çok nadir kalkar, kalkmadan önce ashabına bu duayı yapmadan gitmezdi. Bu hadis Hasen'dir. [Tirmizî (49. Kitabü'd-Da'avât, 80. Bâb) 5/492-493] Başka bir rivayette tâbiî Nâfi şöyle dedi: Abdullah ibn Ömer (r.a.) bir mecliste oturan insanlar için bu sözleri söylemeden o meclisten kalkmıyordu. [Nesâî, Es-Sünenü'l-Kübrâ 6/106; İbn el-Esîr, Câmiu'l-Usûl 4/279] Şunu belirtmek gerekir ki bu duada ne Peygamber (ﷺ) ne de ashâbı ellerini kaldırmıştır. Sahâbenin Peygamber'in sünnetini aktarmada son derece dikkatli olduğu görülmektedir. Ellerin kaldırılmasının caiz olup olmadığını da belirttiklerinden, bu konuda sünnetin el kaldırmamak olduğu anlaşılmaktadır.
Reference: Hasen. Tirmizî: 3502