Loading...
Language: Turkish
وَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ مُوسَىٰ أَنْ أَلْقِ عَصَاكَ ۖ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ ﴿١١٧﴾ فَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿١١٨﴾ فَغُلِبُوا هُنَالِكَ وَانقَلَبُوا صَاغِرِينَ ﴿١١٩﴾ وَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ ﴿١٢٠﴾ قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ ﴿١٢١﴾ رَبِّ مُوسَىٰ وَهَارُونَ ﴿١٢٢﴾
Ve evhaynâ ilâ Mûsâ en elkı asâke fe-izâ hiye telkafü mâ ye'fikûn. Fevaka'al-hakkü ve batale mâ kânû ya'melûn. Feğulibû hünâlike venkalabû sâğirîn. Ve ülkiyeş-seharetü sâcidîn. Kâlû âmennâ bi-Rabbil-âlemîn. Rabbi Mûsâ ve Hârûn.
(117) Musa'ya: 'Asanı bırak' diye vahyettik; o da hemen onların uydurduklarını yutup yok etmeye başladı. (118) Böylece gerçek ortaya çıktı ve onların yaptıkları batıl oldu. (119) Firavun ve adamları orada yenildi ve küçük düştü. (120) Büyücüler hemen secdeye kapandılar. (121) 'Âlemlerin Rabbine iman ettik' dediler. (122) 'Musa'nın ve Harun'un Rabbine.'
Reference: A'râf Sûresi 7: 117-122