Loading...
Language: Turkish
رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَـٰذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ ﴿١٩١﴾ رَبَّنَا إِنَّكَ مَن تُدْخِلِ النَّارَ فَقَدْ أَخْزَيْتَهُ ۖ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ ﴿١٩٢﴾ رَّبَّنَا إِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِي لِلْإِيمَانِ أَنْ آمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَآمَنَّا ۚ رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الْأَبْرَارِ ﴿١٩٣﴾ رَبَّنَا وَآتِنَا مَا وَعَدتَّنَا عَلَىٰ رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ۗ إِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْمِيعَادَ ﴿١٩٤﴾
Rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılan Sübhâneke fekınâ azâben-nâr. Rabbenâ inneke men tüdhilin-nâre fekad ahzeytehû ve mâ liz-zâlimîne min ensâr. Rabbenâ innenâ semi'nâ münâdiyen yünâdî lil-îmâni en âminû bi-Rabbiküm fe-âmennâ; Rabbenâ fağfir lenâ zunûbenâ ve keffir annâ seyyiâtinâ ve teveffenâ meal-ebrâr. Rabbenâ ve âtinâ mâ veadtenâ alâ rusülike ve lâ tühnizne yevmel-kıyâmeh; inneke lâ tühlifül-mî'âd.
(191) Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tenzih ederiz; bizi ateşin azabından koru. (192) Rabbimiz, şüphesiz Sen kimi ateşe sokarsan onu rezil etmiş olursun; zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur. (193) Rabbimiz, biz imanı çağıran bir davetçinin 'Rabbinize iman edin' diye çağırdığını işittik ve iman ettik. Rabbimiz, günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi iyilerle birlikte vefat ettir. (194) Rabbimiz, elçilerin aracılığıyla bize vadettiğini bize ver; kıyamet gününde bizi rezil etme. Şüphesiz Sen vaadinden dönmezsin.
Reference: Âl-i İmrân Sûresi 3: 191-194