Loading...
Language: Turkish
رَبَّنَا وَأَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدتَّهُمْ وَمَن صَلَحَ مِنْ آبَائِهِمْ وَأَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ ۚ إِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ ﴿٨﴾ وَقِهِمُ السَّيِّئَاتِ ۚ وَمَن تَقِ السَّيِّئَاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُ ۚ وَذَٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ ﴿٩﴾
Rabbenâ ve edhilhüm cennâti adninil-letî veadtehüm ve men salaha min âbâihim ve ezvâcihim ve zürriyyâtihim; inneke Entel-Azîzül-Hakîm. Ve kıhimüs-seyyiât; ve men tekıs-seyyiâti yevme'ižin fekad rahimteh; ve żâlike hüvel-fevzül-azîm.
(8) Ey Rabbimiz! Onları, babalarından, eşlerinden ve soylarından sâlih olanlarla birlikte onlara vaat ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz Sen Azîz'sin, Hakîm'sin. (9) O günde kötülüklerden kimi korursan gerçekten ona merhamet etmiş olursun; işte bu büyük kurtuluştur.
Reference: Ğâfir Sûresi: 40/8-9